Haber Bülteni

Büyükada Gezisi

Günü İstanbul Dalı’nın bazı üyeleri Büyükada olarak bilinen Prens Adaları'na ( Kızıl Adalar) bir gezi düzenlediler. Büyükada, Türkçede "büyük bir ada" anlamına gelir ve Marmara Denizi'nde bulunan Prens Adaları'ndan en büyük olanıdır. 5,4 kilometre karelik alanı kapsar ve İstanbul'un Asya yakasındadır ve en yakın ilçe olan Maltepe'ye uzaklığı 2,3 kilometredir. Büyükada Bizans döneminde bir sürgün yeri ve manastır alanı olarak kullanılmıştı. Adaya gönderilen en ünlü sürgün kişilerden birisi Bizans İmparatoriçesi İrene idi. 2000'den itibaren Sedef Adası da dahil bu adanın nüfusu yaklaşık olarak 7500 kişidir.

Büyükada en büyük ve en çok misafir çeken adadır. Osmanlı döneminden gelen antik görüntülü villaları ve her zaman var olan at arabaları ile 19. yüzyıl atmosferini taşımaktadır. At arabaları (aynı Heybeliada'da olduğu gibi) tek toplu taşıma aracıdır çünkü motorlu araçlar yasaktır; dolayısıyla ziyaretçiler gibi adada yaşayanlar da, grubumuzda olan üç kişinin yaptığı gibi, kendi bisikletlerini getirmedikleri sürece at arabası ya da kiralık bisiklet kullanmak zorundadır. Büyükada çok güzel ağaçlıklı tepelerle kaplıdır ve olağanüstü bir İstanbul manzarasına sahiptir. Güneydeki tepenin doruğunda, Bizans temelleri üzerine kurulu, 20. yüzyılda yapılmış olan Aziz George Ortodoks Manastırı bulunmaktadır.

Erkekler ve kadınlardan oluşan (ki bunlardan ikisi LDS Yaşlı’larıdır) onbir kişilik grubumuz yolculuğa İstanbul'un Asya yakasındaki Bostancı feribot rıhtımında toplanarak başladı. 30 dakikalık esintili bir yolculuğun ardından öğle yemeği için yiyecek alma ve bisiklet kiralama işlerimizi hallettik. Yere ayak basar basmaz, zamanda geriye gitmiş gibi olduk çünkü bir adamın inşaat malzemelerini atla çekilen bir yük arabasına yüklediğini fark ettik. İnsanlardan eşyalara kadar her şey için at arabaları kullanılıyor.

Bisikletle yolculuğumuz başlangıçta biraz yavaş ilerledi çünkü bazılarımız uzun zamandır bisiklete binmemişti ve gruptan bir kişi bisiklet sürmesini bilmiyordu; dolayısıyla bu ilginç bir başlangıç teşkil etti. Adanın tepelerinde neşeli inişler ve çıkışlar yaşadık, denizin ve çevrenin, kıyının, diğer adaların ve güzel villaların ve tabii ki yol boyunca antik at arabalarının keyfini çıkarttık.

Kıyıda çabucak yediğimiz öğle yemeğinin ardından adanın güney tepesinin üzerinde bulunan Aziz George Manastırı'na yöneldik, tepenin üzerinden İstanbul ve adayı çevreleyen bölgenin tadını çıkarttığımız kadar güzel ve özenli sanatsal ve huzurlu harikalar atmosferini de içimize çektik.

Kasaba'ya ulaşana kadar dolambaçlı yollardan dolaşarak, sahibi ile beraber grup fotoğrafı çektirdiğimiz bisiklet kiraladığımız dükkana kadar yolculuğumuza devam ettik. Ardından her birimiz Büyükada'ya ve oradaki eğlenceli günümüze yakın bir zamanda tekrar dönmek umuduyla veda ettik.